YAKIN TARİHE AİT ANILAR

Yıldızlardan Sinyaller var!

  • 16.3.2018 17:25:57
  • 0 Yorum
  • 286

ABD'li bilim insanları, Büyük Patlama sonrasında oluşan yıldızların atalarına ait radyo sinyali keşfetti.Bu buluş bilim dünyası açısında aynı zamanda astronomi bilimi için büyük önem arz ediyor.
Bilim insanları, Evren'de oluşan ilk yıldızlara ait bir sinyal keşfettiklerini açıkladı.Teleskopla hidrojen maddesinin dünaya ya nasıl zamanla yaıldığı yönünde ilk araştırmalar yapıldı ve sonuçlanması amaçlandı.
Bu sinyal adeta evren için bir dönüm noktası niteliğinde.

ABD'deki Arizona Üniversitesinden araştırmacılar, böyle bir sinyalin ilk defa gözlemlendiğini ve buluşun astrofizik çalışmaları için bir dönüm noktası olabileceğini söyledi.

Bigbang deddiğimiz büyük patlamanın bundan yüz yıllara öncesinde hidrojensel burgularla ortaya konulduğu söyleniyor.

Evrenin yaklaşık 13,9 milyar yaşında olduğu düşünülürse, ilk yıldızlar Güneş'in oluşmasından 9 milyar öncesinde yanmış olabilir.


Yine bu sinyaller sonucunda kanıtlara göre ilk evren şu ankinden bir hayli sıcaklık olarak düşüktü.Bu gizemlerden yola çıkarak bir çok şifrenin çözüme kavuşacağı yönünde burgularda göz önünde bulunduruluyor.

Sinem Özdemir

Bulgar kahin Baba Vanga'dan 2018 için 2 önemli kehaneti

  • 26.12.2017 15:51:14
  • 0 Yorum
  • 287

11 Eylül saldırılarını ve DEAŞ’ı yıllar önce öngören kör Bulgar kahin Baba Vanga, 2018 yılı için 2 önemli kehanette bulunmuştu.

‘Balkanların Nostradamusu’ olarak adlandırılan ve gözleri görmeyen Bulgar kahin Baba Vanga’nın öngörüleri bugüne kadar birçok kez doğru çıkmıştı. 1996 yılında 85 yaşındayken hayatını kaybeden Baba Vanga, 11 Eylül saldırılarından 2004 yılındaki tsunami felaketlerine, DEAŞ’ın ortaya çıkacağından İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden ayrılacağını açıklamasına kadar dünya tarihini değiştiren birçok olayı yıllar öncesinden tahmin etmişti.

2018 İÇİN İKİ ÖNEMLİ KEHANET

Hayattayken kehanetleri Bulgar hükümeti tarafından kaleme alınarak saklanan Baba Vanga’nın söylediklerinin büyük bir bölümü ise doğru çıktı. Baba Vanga, 2018 yılı için de 2 önemli kehanette bulunmuştu. Bunlardan ilki, Çin’in ABD’yi geçerek dünyanın yeni ‘süper gücü’ olacağı. İkincisi ise, Venüs’te ‘yeni bir enerji türünün’ keşfedileceği...

Bulgar kahin Baba Vangadan 2018 için 2 önemli kehanet

VENÜS'E UZAY ARACI GİDECEK

Çin’in dünyanın yeni süper gücü olacağı varsayımında bulunan birçok ekonomi teorisyeni ve araştırmacı bulunuyor. 1970 yılında toplam dünyadaki üretimin 4.1’ini elinde bulunduran Çin, 2015 yılında ise büyük bir artış göstererek 15.6 seviyesine ulaştı. Forbes dergisi, ABD’nin dünya üretimindeki güncel 16.7 oranındaki payının 2025 itibariyle 14.9’a düşeceğini belirtiyor.

Bulgar kahin Baba Vangadan 2018 için 2 önemli kehanet

Öte yandan, Venüs’te mevcut bir çalışma yapılmıyor ve dolayısıyla Baba Vanga’nın Venüs’te keşfedilecek yeni bir enerji kaynağı kehanetinin henüz gerçekleşmeyeceği öngörülüyor. Amerikan Havacılık ve Uzay Ajansı (NASA), gelecek yıl The Parker Solar Probe uzay aracını Venüs’e göndereceğini açıklasa da araç doğrudan Venüs’e inmeyecek ve gezegenin yerçekimi çekimini kullanarak Güneş’in etrafından geçerek yıldız hakkında bilgi toplayacak.

Bulgar kahin Baba Vangadan 2018 için 2 önemli kehanet

Baba Vanga’nın yakın gelecekteki diğer kehanetleri arasında, 2028 itibariyle dünyadaki açlığın biteceği, 2256 itibariyle Mars kolonilerinin nükleer silah sahibi olacağı ve Dünya’nın 2341 itibariyle yaşanamaz bir gezegen olacağı da bulunuyor.

GÖRME YETİSİNİ 16 YAŞINDA KAYBETTİ

Gerçek adı Vangeliya Pandeva olan Baba Vanga, 31 Ocak 1911’de bugün Makedonya topraklarında bulunan Strumitza köyünde dünyaya geldi. 16 yaşındayken bir fırtına sırasında yıldırım çarpması sonucu görme yeteneğini kaybeden Baba Vanga, bu tarihten sonra Ortaçağın ünlü kahini Nostradamus gibi, sonradan gerçek olan kehanetlerde bulunarak, uluslararası üne kavuştu. Baba Vanga, dünyanın sonunun 51’inci yüzyılda geleceğini söylemiş ve bu tarihe kadar birçok öngörüde bulunmuştu.

21. Yüzyılın Dahisi Elon Musk Hakkındaki 10 İlginç Bilgi

  • 26.12.2017 15:50:22
  • 0 Yorum
  • 321

Elon Musk, günümüzde spot ışıkları en çok üzerinde olan kişilerden biri. Zekası, genç yaştaki başarıları, sempatikliği ile de popüler olan Musk'a, birçok kişi insanlığın kurtarıcısı gözüyle bakıyor. Biz de Musk hakkında 10 ilginç bilgiyi derledik.

Elon Musk, birçok kişi tarafından “21. yüzyılın dahisi” olarak nitelendiriliyor. Elbette bu tanımın nesnel bir ölçütü yok, ancak şunu çok iyi biliyoruz ki; Musk gerçekten zeki ve cesur biri. Başka kimin aklına nükleer fizik alanında doktora yapıp bir de üstüne roket firması kurmakta ısrarcı olur ki? Bu ilginç şahsiyet hakkında size 10 ilginç bilgiyi sıraladık. Keyifli okumalar.

1- Programlama

Elon Musk, -daha bilgisayarlar bu kadar yaygın değilken- çocukluğundan beri kod yazmaya ilgiliydi. İlk oyununu 12 yaşında yazdı ve Blaster ismini verdi. Daha sonra bu oyunu 500 dolara sattı.

2- Zip2

1995’te Stanford Üniversitesi’nde Nükleer Fizik doktorasını kazandı. Kayıt olduktan 2 gün sonra okulu Zip2 isimli firmayı kurmak için bıraktı.

3- Erken Gelen Milyonerlik

Musk, Zip2 isimli firmasını AltaVista’ya satarak 28 yaşında milyoner oldu.

4- Iron Man

Iron Man 2’nin çekimlerinde SpaceX’in ofisi kullanıldı. Bazı sahnelerde Elon Musk da misafir oyuncu olarak yer aldı. Filmin yönetmeni Kon Favreau, kendi Iron Man karakterini Musk’tan ilham alarak çektiğini söylüyor. Üzgünüm Mark Zuckerberg, kendini reklamlarda Iron Man gibi göstermeye çalışsan da ben de Favreau’nun sözlerine katılıyorum. Hakiki Iron Man Ellon Musk’tır!

5- İşkolizm(!)

Elon Musk, bir işkoliktir. Haftada neredeyse 100 saat kadar Tesla motor ve SpaceX ofislerinden çıkmadan çalışıyor.

6- Kaybeden

Eski başkan adayalarından Mitt Romney, Tesla firmasını “Kaybeden” olarak nitelendirmişti. Mitt Rommney seçimi kaybettikten sonra Elon Musk onunla alay etmek için şunları söyledi: “Rommney cümlesinin nesnesinde haklıydı ama öznesinde yanıldı”.

7- İnsanlık İçin..

Musk, Dünya’nın insanlar için yeteri kadar güvenli bir yer olmadığını düşünüyor. Bu nedenle insanlık için, Mars’a taşınabilme projesini gerçekleştirmeyi kafasına koymuş.

8- Sigara İçtiğiniz İçin Teşekküler

2005’te çekilen “Sigara İçtiğiniz İçin Teşekkürler” filminde kullanılan uçak, aslında Elon Musk’ın adına kayıtlı.

9- Hastalıklardan Korunma

Musk, üniversite yıllarında günlük yaklaşık 1 dolarlık yemek tüketiyordu. Bu durumu, iskorbüt hastalığından kurtulmak için zorunlu diyet yapmak olarak tanımlayan Musk’a göre, kırmızı biberi kesmek bu hastalığa yakalanma riskini azaltıyor.

10- James Bond Arabası

Elon Musk’ın bir adet James Bond arabası var. 1977’de “The Spy Who Loved Me” isimli filmde kullanılan aracı bir açık arttırmada satın aldı.

O Döneme Ait Aletlerin Kaynağı Dünyadan Değil !

  • 8.12.2017 17:38:41
  • 0 Yorum
  • 285

Journal of Archaeological Science dergisinde yayımlanan Albert Jambon'a ait makale bronz çağındaki tüm demir eserlerin meteorit demirinden yapıldığını ortaya koydu.

Fransa Ulusal Bilimler Araştırma Merkezi’nde çalışmalarını yürüten Albert Jambon’a ait makale X ışını floresan spektrometresini kullanarak kimyasal analiz yapılan o döneme ait aletleri temel aldı. Mısır boncukları (M.Ö. 3200), Firavun Tutankamon’un hançeri (M.Ö. 2300) ve Çin’de M.Ö 1400 yıllarında hüküm süren Shang Hanedanlığına ait eserler araştırma kapsamına dâhil edildi. Jambon tarafından yürütülen incelemeler sonucunda Bronz Çağı’ndaki insanların demir alet üretmek için dünyaya düşen gök taşlarını kullandığı ortaya çıktı. Fransa Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi; meteoritten oluşan demirin dünya üzerindeki demir madenlerindeki gibi ön eritme sürecinden geçmesine gerek olmadığından bu durumun bronz çağındaki metal işçilerinin işini kolaylaştırdığını belirtti.

sözcü

1977'de Voyager İle Uzaya Gönderilen İlk Türkçe Mesaj ve Hikayesi

  • 29.11.2017 11:41:50
  • 0 Yorum
  • 326

Uzayın gizemine yönelik insanlar tarafından yoğun bir merak söz konusudur. Gün geçtikçe artan bu merak ve bu yolda gelişen teknoloji, söz konusu gizem bilinmezlik üstüne birçok yeni çalışmayı da beraberinde getirmiştir. Uzaya fırlatılan araçlar ve dünyamızda yer alan uzay merkezlerinde gerçekleştirilen çalışmalar neticesinde oldukça mühim sonuçlar ve bilgilere elde edilmiştir.

1977 senesinde meydana getirilen bir proje esnasında uzaya ilettiğimiz mesajlar arasına giren Türkçe bir ileti ve o mesajın kendine özgü hikâyesini sizlerle paylaşıyoruz…
NASA, 1977 senesinde uzaya gönderilmek amacıyla içerisinde tüm dünya milletlerinin dillerini barındıran mesajların olduğu bir altın plaklar hazırlar…

Bu plakları Voyager 1 ve Voyager 2 isimli uydu araçlarına yerleştirir. Uyduların amacı gönderildikleri yerden dünyaya düzenli bir şekilde bilgi aktarımı sunmaktır.

Mesajlarla beraber bazı müzikler de dünya dışı yaşama dinletilmek üzere gönderilmiştir…

Bütün bunların haricinde insan suretleri de gönderilenler içindedir. Mesela fotoğraftaki Ürgüplü Amcayı, fotoğraf sanatçısı Jonathan Blai çekmiştir…

Bütün dilllerden mesaj kayıtları, görseller, müzikler ve gezegenemizle alakalı bilgiler uzaylıları beklemektedir. Fransız delege Baudelaire şiir, Mısır delegesi Kuran’dan bir ayet, İsveç delegesi ise Harry Martinson şiir okurken Nijerya delegesi kendi ülkesinden söz eder mesajında…”

Mesaj kaydında yer alan kişilere söylemeleri gereken sabit bir bilgi sunulmaz. Yalnızca olası bir uzaylı karşılaşması esnasında açık ve net mesajlar aktarılması anlatılır.
Arkeolog Peter Ian Kuniholm da mesaj seslendirmesi için ulaşılan adlardan biridir ve kendisinden Türkçe bir ileti göndermesi istenir.

“Kürsümün başkanı Antik Yunanca, Latince ve Galce selamlamalarını yeni kaydetmişti. Koridorda den geldik, ‘sen de gidip Türkçe bir şeyler söyler misin’ dedi”
Peter Ian, bunun üzerine mesajında uzaylılara şu şekilde hitap eder, “Sayın Türkçe bilen arkadaşlarımız, sabah-ı şerifleriniz hayrolsun”

Peter Ian, 1960’lı senelerde Robert Kolej’de İngilizce öğretmenliği yaparken sınıfının Behçet Kemal Çağlar’ın Edebiyat sınıfıyla yan yana bulunduğunu, Behçet Kemal’in onu her sabah bu şekilde selamladığını söyler…

“1960’lı yıllarda Robert Kolej’de İngilizce derslerine girdim. Sınıfım Behçet Kemal Çağlar’ın edebiyat sınıfıyla yan yanaydı. Beni her sabah böyle selamlardı. Basit bir merhaba ya da günaydından daha süslü bir selam. Ben de Behçet Bey’in bana her gün verdiği selamı vermiş oldum doğrusu. Diğer yaşlı edebiyat hocaları da (failatun failun vs. öğretenler) öyle konuşurdu. Onları dinlemek büyük keyifti. Birbirlerine günaydın demeleri her sabah 15 dakikayı bulurdu.”

Doğrusu uzaya gönderilen ilk Türkçe ileti, edebiyatımızın ustalarından Behçet Kemal Çağlar’ın dostu Peter Ian’a her sabah söylediği güzel bir gün temennisinden gelmektedir…

kaynak:korku bilimi

1920’lerde Berlin Gece Kulüplerinde Pnömatik Tüple Flört

  • 20.10.2017 10:17:03
  • 0 Yorum
  • 294

Michael Waters’ın 21 Haziran 2017 tarihli Atlas Obscura‘da yayınlanan makalesinin çevirisidir.

 

 

Bugünün flörtleşmesinin eskiye benzemediğini sık sık duyarız, mesela Tinder gibi uygulamaların aramıza daha önce orada olmayan mesafeler koyduğunu.

Ancak birini güvenli bir mesafeden süzme, değerlendirme ve potansiyel taliplerle mesajlaşma –ki bunlar modern çöpçatanlık uygulamalarının alametifarikalarıdır– aslında hiç de yeni değil. 1920’lerin başından itibaren yüz yüze konuşmaya çekinen Berlin gece kulübü müdavimleri gözlerine kestirdikleri yabancılarla mekanın bir diğer ucundan haberleşebiliyorlardı. Nasıl mı? En yakınlarındaki pnömatik tübü kullanarak.

Özellikle 2 gece kulübü —Resi ve Femina— bu trendi başlattılar. Canlı müzik ve bin kişilik bir dans pistiyle hizmet sunan Resi’nin yabancıların gece flörtleşmeleri için yerleştirdiği sofistike bir telefon ve pnömatik tüple haberleşme sistemi mevcuttu. Bir Chicago Tribune makalesine göre Resi’de “muazzam gece şovları” ve “dans eden su balesi” vardı; kayıttan çalınan bir senfoni eşliğinde fışkıran ve dökülen su renkli ışıklarla bezeniyordu. Artık “Waltzing Water” yani su valsi olarak bilinen bu su şovu 1928’de başladı ve kısa zamanda pek çok insanı cezbetti.

Tribune makalesi Resi’nin esas cazibesinin bu telefon ve pnömatik tüpler olduğunu yazıyor. Her masada bir telefon ve üstünde ışıklandırılmış bir rakam var. Bekarların tek yapması gereken etraflarına bakınıp beğendikleri kişinin oturduğu masadaki numarayı not etmek ve o masaya bir mesaj iletmek. Makale Berlin’deki Amerikalılara hitaben: “Yalnız Amerikalılar ve diğerleri sohbetlerinden hoşlanacağını düşündükleri kendileri gibi yalnız genç kadınlara mesaj yollayabilir veya arayabilirler” diye yazıyor.

Bu yenilikçi flörtleşme aygıtının iyice popüler olduğu 1931’de, The Berliner Herold gazetesi bir yabancıdan gelen aramayı şöyle tarif ediyor: “Masa üstündeki telefonlar çalıyordu, sarışın, kumral veya kızıl güzellere ulaşılıyor ve artık gece yalnızlığından sıyrılıyor, iki katı eğlenceli hale geliyordu.” Bugün hala Ballhaus Berlin’de bu telefon sistemi kullanımda.

Benzeri bir sistem Femina’ya da kurulmuştu. 2000 kişilik oturma kapasitesi, “2 büyük ve giriş holünde bir küçük barı olan, 3 orkestra ve 1 hidrolik dans pisti”yle hizmet veren bu kulüpte hem Almanca hem İngilizce kullanma kılavuzlarıyla 225 masa telefonu vardı.

Ancak telefonu dahi açmaya utananlar için pnömatik tüpler mükemmel bir alternatif olarak devreye giriyordu. Tüpler tırabzanların içinden geçerek her masaya ulaşıyordu. Gece kulüpleri müşterilerine mesaj yazabilmeleri için kağıt da sunuyordu. Müşterilerin tek yapması gereken mesajlarının nereye gideceğini belirtmekti, aynı bir çöpçatanlık uygulamasındaki gibi, ama tüplerle.

Resi’de pek çok provokatif not dolaşıyor ve hevesli flörtçülerin dikkatli olması gerekiyordu çünkü “pnömatik tüplerle gönderilen mesajlar santraldeki kadınların kontrolünden geçiyordu.” Tıpkı bugünkü online yorum moderasyon sistemi gibi.

Pnömatik tüp sistemi onlarca yıl hizmet verdi. 2. Dünya Savaşı sonrası Berlin’e giden Amerikalılar Resi’yi çok iyi hatırlıyorlar. Bugün pek çok kurgu anlatı bu sistemi anıtlaştırıyor: John Lawton’un Then We Take Berlin, misafirlerin nasıl “mesaj yazdıktan sonra yılanın kafasından atıp kolu çektiklerini ve pnömatik tüp aracılığıyla notların ana galeriye ulaşıp oradan da istedikleri masaya ulaştığını” anlatıyor. (Cabaret “The Telephone Song”da bu haberleşme sisteminden ilham almış) Ian McEwan’ın romanı The Innocent’da ise ana karakter Leonard Resi’ye gidiyor ve orada mekanın, “Modern Masa Telefonu Sistemi” ve “Pnömatik Masa Posta Sistemi”ni öven bir takım ilanlarına rastlıyor. Bu sistemler yoluyla “her gece binlerce mektup veya ufak hediyeler bir müşteriden diğerine ulaşıyor.

 

Tabi bu “masa posta sistemi” gerçekti ve müşteriler tanımadıkları insanlara sadece mesaj göndermiyorlardı. Aynı zamanda mekanın sunduğu hediyelik menüsünden seçtikleri parfüm şişesi, puro makası, seyahat planı gibi hediyeler, hatta bir kaynağa göre kokain dahi gönderebiliyorlardı.

Denise Scott Brown ve Seremoniler

  • 18.10.2017 10:14:20
  • 0 Yorum
  • 278

Denise Scott Brown, bugüne kadar bahsettiğimiz kadın mimarlardan farklı olarak mimarlık camiasında tasarladığı yapılardan çok teorisyenliğiyle tanınmış bir isim. Kariyeri boyunca hem akademisyenliği hem de ortaklarından olduğu mimarlık ofisindeki çalışmaları sürdürmüş ve her iki alanda da verimli çalışmaları olmuş. Ancak bugün onun en yaygın olarak bilinen çalışması, Robert Venturi ve Steven Izenour ile birlikte yazdıkları “Las Vegas’tan Öğrenmek” kitabıdır diyebiliriz.

 

1931 yılında doğan Denise, mimarlık eğitimini Güney Afrika’da alıyor. Altmış beş kişilik sınıftaki beş kadın öğrenciden biri olan Denise, mezuniyet sonrası stajyerlik için Londra’da bir mimarlık ofisine başvuranlar arasındaki tek kadınmış. Ofis sahibi Egon Riss tüm adaylarla görüşmesi bittikten sonra Denise’e dönüp, “Çok üzgünüm ama sana erkeklere ödediğim kadar ödeyemem, aksi takdirde ofisteki sekreterler bana zorluk çıkarırlar” demiş. Denise’in bu yaşadığı öylesine çarpıcı ki inanması güç gelebilir ancak zaten hayatı bu gibi anektodlarla dolu ve bunları açıkça paylaşmaktan asla çekinmemiş. Afrika’da doğan ve üniversite sonrası Avrupa’ya giden Denise, 27 yaşında ABD’ye gidiyor ve şehir planlaması üzerine yüksek lisans yapıyor, 1960’ta da akademisyenliğe başlıyor. Aynı üniversitede ders verirken tanıştıkları ve daha sonra evleneceği Robert Venturi’yle beraber yürüttükleri ortak stüdyo çalışmasını “Las Vegas’tan Öğrenmek” adıyla 1972’de kitaplaştırıyorlar.

 

Bu kitap yayınlandığı günden beri mimarlık okullarında bolca referans gösterilen ve neredeyse tüm okuma listelerinde yerini almış bir çalışma. Bunun sebebi kitabın Las Vegas örneği üzerinden o günlerde parlak devrini yaşayan modernizmin “vazgeçilmesi bile düşünülemez” olarak ortaya koyduğu prensipleri (simgelerden uzak bir mimari dil, tarihi referansların kullanılmaması, biçimlerin tamamen fonksiyonlar tarafından belirlenmesi, vb. gibi prensipler) tartışmaya açıyor olması. Bazı kitaplar mimarlık okuma listelerinde yerini her daim korurlar, örneğin Le Corbusier’nin “Bir Mimarlığa Doğru”su, Vitrivius’un “Mimarlık Üzerine On Kitap”ı veya Koolhaas’ın “Delirious New York”u gibi. “Las Vegas’tan Öğrenmek” de kısa süre içerisinde bu kitaplar arasında yer alıyor. Kitabı özel yapan sadece modernizme yönelttiği eleştiriler değil aynı zamanda bunu gerçekleştirme biçimi. Kitap öğrencilerle birlikte Las Vegas’a düzenlenmiş geziler sonucunda ortaya çıkmış çalışmaların bir çıktısı, yani kolektif bir ürün, bu da mimarlık kitapları için o dönemde ender görülen bir şey. Bunun yanısıra, mevcut bir kenti inceleyerek mevcut durumlar ve yapılar üzerinden değerlendirmelerin yapıldığı ve kavramların oluşturulduğu bir ürün, yani bir “case study” ve teoriyi pratikle bir araya getirmenin farklı bir biçimi, halihazırda var olan bir sistemin referansıyla bir teori altyapısının oluşturulmasının örneği.

 

Kitap aynı zamanda ortak bir çalışma olmasıyla da istisnai bir örnek teşkil ediyor. Denise ve Robert neredeyse tanıştıkları andan itibaren ortak ürünler vermeye başlamışlar. Las Vegas’tan Öğrenmek kitabının öncülü olan stüdyo çalışmaları 1966’da Denise’in Robert’ı davet etmesiyle başlıyor. 1967’de Denise halihazırda kurulu olan Robert’ın ofisinde çalışmaya başlıyor ve 1969’da da ofisin ortağı oluyor, ilgilendiği projeler çoğunlukla şehir planlama projeleri oluyor. Beraber çalışma ortamını Robert’ın kendini yaşlılık sebebiyle emekli ettiği 2012 yılına dek sürdürüyorlar.

 

Einstein'ın Karısına İmzalattığı Evlilik Sözleşmesi

  • 11.10.2017 11:02:20
  • 0 Yorum
  • 372

Bilim dünyasına yaptığı katkılar ve dehasıyla tanıdığımız Albert Einstein'ın özel hayatı da profesyonel hayatı kadar hareketliymiş...

Tarihin gördüğü en önemli fizikçilerden olan Albert Einstein’ın dünyaya kattıkları anlatmakla bitmez. Nazi Almanyası’nda bir Yahudi olarak hayatını sürdürmeye çalışırken 1933 yılında Amerika Birleşik Devletleri’ne göç etti.

Einstein’ın profesyonel hayatıyla ilgili çok şey öğrenmek mümkün. Ama Einstein’la ilgili asıl etkileyen bilgiler özel hayatıyla ilgili olanlar. Hem ulaşılması zor olduğundan hem de böyle bir bilim insanının günlük hayatını nasıl yaşadığını öğrenmek insanların ilgisini çok çekiyor.


Einstein’ın yaptırdığı evlilik sözleşmesi
Albert Einstein, 1903 yılında Avusturya-Macaristan İmparatorluğu vatandaşı ve zengin bir Sırp ailenin kızı olan Mileva Maric’le evlendi. Bu evlilikten Hans Albert ve Eduard olmak üzere 2 oğlu oldu.

Laurent Seksik adındaki yazarın kaleme aldığı ve Eduard Einstein’ın ağzından çıkan sözler şu şekilde:

"Babamdan bahsederken dilim niye mi bu kadar zehir saçıyor? Haberiniz yok mu? Cümle âlem biliyor zannediyordum. Babam bizi; annemi, ağabeyimi ve beni 1914 Ağustos'unda Berlin'deki peronda terk etti. O günden sonra da savaş ilan edildi."
Eduard Einstein

Einstein 1914 yılında eşi Mileva ile ilişkilerine neredeyse son verecek duruma gelmişlerdi. Üniversite aşkı olan bu ilişki artık bitmek üzereydi. Albert, eşi Mileva’ya çocuklarının hatrına bu ilişkiyi sürdürebileceğini ama istediği sözleşmeyi imzalaması gerektiğini söyledi.


Şartlar:
A. Aşağıdakilerden sorumlu olacaksın:
1. Giysilerimin ve çamaşırlarımın düzenli olduğundan;
2. Üç öğün yemeğimi odamda düzenli bir şekilde yediğimden;
3. Yatak odamla çalışma odamın tertipli tutulduğundan, özellikle de çalışma masamı benden başka kimsenin kullanmadığından.

B. Toplumsal sebepler kaçınılmaz bir şekilde gerektirmediği takdirde benimle tüm kişisel ilişkini keseceksin. Özellikle aşağıdakileri talep etmeyeceksin:
1. Evde seninle birlikte oturmamı;
2. Seninle dışarıya ya da seyahate çıkmamı.

C. Benimle ilişkinde aşağıdakileri gözeteceksin:
1. Benden fiziksel yakınlık beklemeyecek, bana hiçbir şekilde sitem etmeyeceksin;
2. İstediğim anda benimle konuşmayı keseceksin;
3. İstediğim anda yatak odam ya da çalışma odamdan şikâyet etmeden ayrılacaksın.

D. Beni çocuklarımızın önünde sözlerin ya da davranışlarınla aşağılamayacaksın.

Mileva Maric-Einstein bu şartları kabul etti. Ama ilişkileri artık bir sözleşmeyle kurtulacak durumda olmadığından, birkaç ay sonra çocuklarını alıp, eşi Albert’ı Berlin’de bıraktı. Çocuklarıyla Zürih’te yaşayan Mileva, eşinden 5 yıl ayrı yaşayıp 1919 yılında boşandı.

Albert Einstein 1919 yılında 2. dereceden kuzeni olan Elsa Einstein ile evlendi. Çift 1933 yılında Nazi Almanyası’nda Yahudilerin çalışacağı alanlara kısıtlama getirilmesinden dolayı ABD’ye yerleşti.